Perakende Günleri’18,  Yaratıcılık, Öngörü ve Sanata Dokunan Oturumlarla Son Buldu « Mall&Motto

30 Kasım 2021 - 15:24

Perakende Günleri’18,  Yaratıcılık, Öngörü ve Sanata Dokunan Oturumlarla Son Buldu

reklam
Perakende Günleri’18,  Yaratıcılık, Öngörü ve Sanata Dokunan Oturumlarla Son Buldu
Son Güncelleme :

03 Aralık 2018 - 10:18

41 views
reklam

Türkiye’de perakende sektörünün nabzını tutan sektörün en büyük buluşma platformu Perakende Günleri, birbirinden değerli konukları, ufuk açıcı konu başlıkları, yeni trendlere ilişkin aydınlatıcı verileri ile bu yıl da katılımcılara verimli bir etkinlik yaşattı. Etkinliğin son oturumlarında, yaratıcılık, öngörü ve sanat ana gündem maddelerini oluşturdu.

Perakende Günleri’18’in son seansı, uzun yıllar Guess Saatleri’nin CEO’su olarak görev yapan ve emekli olan Cindy Livingston’ın ‘Guess’un Çarpıcı Büyüme Öyküsü’ ile başladı. Livingston; “Bugün sizlere ABD’de bir saat markasının 30 yıldır moda sektörüne nasıl yön verdiğini anlatmaya çalışacağım. Fransa’dan 4 kardeş biraya gelerek California’da kot pantolon işine giriyor ve Guess 1981’de kuruluyor. 1983 yılında kardeşlerden biri diyor ki; ‘Saat işine de girelim. İyi bilinen bir markayla da iş birliği yapalım ve bu alanda uzmanlaşalım’. Moda ile çok özdeşleşmeden, özünden de uzaklaşmadan saat işine giriyorlar. Guess, özünde gençliği ve maceraperest olmayı pazarlıyor. ABD’de çok katlı mağazalar zincirinde gençlere yönelik bir marka oluşturmak istiyorlar. Aslında Swatch’a rakip olması bizim için yeterliydi ve ABD dışında satılabileceğini hiç düşünmedik. Her şeyden önemlisi ABD piyasasında boşluk vardı. Dedik ki; ‘genç tüketiciler için ucuza, aksesuar niteliğinde şık bir saat yapalım’. Bu vizyon halen bizim misyonumuz olmaya devam ediyor” dedi.

Japonya pazarı bir bilinmezdi…

Livingston sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir gün Singapur’daki bir bayimiz aradı. Saat istedi ve biz de 100 adet saat gönderdik. Tamamını bir hafta da sattılar. Şoka uğradık. Sonra bu strateji ile birlikte toptan saat işine giriştik bayimizle. O dönemde Guess bilinmiyor, saatlerimiz tecrübe edilmemiş. Ucuz, şık ve moda olması yeterli oldu. O segmentteki boşluğu doldurduk. Bu tecrübemizle Asya pazarına girmiş olduk. Japonya pazarı da bizim için bir bilinmezdi. 80’ler ve 90’lardan bahsediyorum. Google yok. Nasıl yatırım yapacağımızı Google’a soramıyoruz. Çok farklı bir pazar Japonya. Fiyatlar çok daha yüksek ve Japon tüketiciler çok alışveriş ediyorlar. Duty free zaten Japonlar sayesinde ayakta kalıyor, dinamikleri bilmiyoruz. Bir işletme fakültesi ile çalışma yapıyoruz. Bir Amerikan markasını Japonya’da nasıl büyütürsün diye bir üniversite ile çalışma yapıyorlarmış. Biz onlarla bir araya gelip anlattık. Bu öğrenciler aldılar, gidip Japonya’daki öğrencilere anlattılar. Git gel derken 5 ay boyunca 300 küsur numuneyi de gönderdik. Sonra hep beraber 5 ayın sonunda Japonya’ya gittik. Oradaki işletme fakültesi öğrencileri bize Guess saatlerini satıp satamayacağımızı anlatacaklar. Japonya da iş yaptınız mı bilmiyorum ama hep rakamsal konuşurlar. Bize yüzlerce sayfa bilgi verdiler. Bir sürü rakam gösterdiler. Sunumu bitirirken de dediler ki bizce Guess saatleri Japonya’da satılamaz. Hiç boşuna uğraşmayın. Biz de donduk kaldık, çünkü 5 ayımızı harcamışız, her şeyiyle markamızı anlatmışız sonra öğrenciler satılmaz diyor. Bu öğrenciler beni tanımıyorlar. Bütün sükunetim bir yana dursun, 300 numuneyi istedim. Japonya’daki mağazalar zincirine götüreceğim. 300 numunenin sadece 3’ü iade edildi. Ama yine iyimserliğimi yitirmek istemiyorum, 297 çocuk sevmiş beğenmiş ve kollarına takmışlar ki sadece 3’ünü iade ediyorlar. O gün çok katlı mağazalar zincirini satın almacısıyla oturduk konuştuk bize bayıldılar. Saat tüccarı ile tanıştırdılar ve onlar da satın alma departmanları ile görüştük. 1200 erkek satıcısı var. Kadın çalışanları yoktu. Beni tanıdıkları için bu haliyle sadece erkek satıcılara ikna olmayacağımı biliyorlardı. CEO’ları beni çok iyi tanıdığını söyledi, ikna ettik ve 3 senelik bir anlaşma imzaladık. Sadece saat satmakla kalmadık, yüzlerce genç kızın işe alınmasını sağladık şirket bünyesinde. Japonya piyasasına girmemiz hakikaten başlı başına bir kırılma noktası, modayı genç kızlar çok yakın takip ediyorlar ve markamızın ilerlemesini sağladılar” İfadelerini kullandı.

Türkiye’nin duayen isimlerinden Doğuş Yayın Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Aclan Acar, ülkemizin geleceğine ışık tutan yorumları ile Türkiye 2019 oturumu için sahneye çıktı. Acar; “Genel olarak olaylara bakınca sert gelen dalgalar önünde duramıyorsunuz. Ancak dalganın üzerine çıkarsanız yükselebilirsiniz. Dolayısıyla biraz işe vizyon katmak gerekiyor. Geleceği anlayabilmek için de dünyada neler oluyor diye bakmak gerekiyor. Küresel ortamda birtakım olaylar birbirini çok yakından etkilemeye başladı. Global trendleri izlemek lazım… Dünya ekonomik forum toplantılarında görüştüğümüz trendleri paylaşmak istiyorum. Sosyal medya ve mobil teknolojiler hayatımıza girdikçe bireyler daha da güçlü hale geliyor. Özellikle perakende başta olmak üzere eğilimleri etkiliyor. İletişimde güven unsuru diyalog ve yetkinlik öne çıkıyor. Gelişmiş ekonomilerden gelişmekte olan ekonomilere doğru kayan bir güç dengesi söz konusu… Özellikle Asya Pasifik Bölgesi’nde Çin ve Kore ile başlayan öncesinde de Japonya, gelişmekte olan piyasaları öne çıkarıyor. Teknolojinin de yardımıyla dijitalleşme ile nesnelerin internetinin hayatımıza girmesiyle gelişmişlik farkı giderek kapanıyor. Bir de Türkiye’nin şöyle bir avantajı var; biz bazı konularda çağı daha erken yakalıyoruz. Mesela geçmiş dönemlerde teknolojik yatırımlarda geri kaldığımız için yeni yatırımlarla öne geçiyoruz. Örneğin, cep telefonu kullanmaya çalıştığında Avrupa’da ne kadar ilkel bir sistemin işlediğine şahit olabilirsiniz. Yine Türkiye çek kullanımından kredi kartına geçti ve bugün mobil ödeme sistemlerinin hızlı bir şekilde hayatımıza entegre edebildik. Genç nüfus, kreatif ve daha hızlı hareket ederken ülke olarak da bu yapının avantajlarını kullanıyoruz. Diğer yandan geldiğimiz noktada sürdürülebilirlik çok önemli hale geldi. Türkiye şu an içinde bulunduğumuza benzer dönemleri çokça yaşamış ve atlatmıştır. Hiç şüphe yok ki bu dönemi de atlatacaktır. Her şey bir yana bugünden itibaren tasarruflu olmalı, planlı bir şekilde hareket etmeliyiz. Bu düsturu hayatımızın her alanında yakalamalıyız.”

Perakende Günleri’18’in son oturumu ise sinema sektöründe elde ettiği başarılarla tüm dünyada adını duyuran ve ülkemizi gururlandıran Yönetmen Ferzan ÖzpetekSunucu Gülay Afşar ile ‘Nasıl Yaşadığımız Değil, Nasıl Anlattığımız’ oturumunda bir araya geldi. Özpetek; “Türkiye’ye çok sık gelmiyorum ama hoşuma gidiyor değişiklik. İnsanın iki evi, iki ülkesi, iki bayrağının olması güzel bir şey. Gidip gelirken sürekli yenileniyor insan… Asistanlık yaptığım dönemleri hatırlıyorum iki asistandık. Bedavaya yaptığımız zamanlar. Sanıyorum, Türk olduğum, yani başka bir ülkeden gelmemden dolayı daha fazla bir şeyler yapayım istedim.Paydos oluyor ‘ben yaparım’, Cumartesi araştırma yapılacak, ‘ben tatil yerine araştırma yaparım’ diyorum. Bu nedenle söyleyebilirim ki marka olma yolunda ilk madde çalışkanlık. Bu çalışkanlık Türkler’de var. Türklerin çalışkan olduğunu Türkiye’den ayrıldıktan sonra anladım. Şöyle bir şey yaşadım çalışkanlıkla ilgili; evimle ilgili bir sorunum oldu. İtalya’daki mali danışmanıma başvurdum ve bir şey istedim. Günlerden çarşamba ve bana pazartesi günü halledip gönderirim dedi. Türkiye’deki kişi sordu: ‘bugün neden vermiyorlar?’ Bende hemen tekrar İtalya’daki danışmanı aradım ve hemen ‘bugün de olur’ dedi. O çalışkanlıkla ilgili ilk deneyimimdir. Çünkü Türkiye’de birine bir şey söyleyince o gün o iş bitmiş oluyor” yorumlarında bulundu.

Şans faktörüne çok inanıyorum…

Ferzan Özpetek konuşmasına şöyle devam etti: “Uygun zamanda uygun yerde olmak çok önemli… Hamam filmini çektim ve İtalya’ya gittim. Film iyi değil diye Venedik Film Festivali’ne almadılar. Moralim çok bozuldu. Daha sonra Berlin Film Festivali’ne de almadılar. Sonra Berlin’de filmi gönderdiğimiz kişi Cannes’da filmi başka birine gösteriyor. O da filmi almak istediğini söylüyor. Hayat bize şunu gösteriyor: Her şeye hazırlıklı olacaksın ve şans faktörü çok önemli. Cahil Periler prototip oldu. Filmi ilk gören dağıtım şirketinden bir arkadaşım, bu filmin bana yıllar boyu üzerinde kalacak yönetmenlik tarzını, ışığını, konusunu çok anlatacaklar demişti. O kişinin dediği gerçek çıktı ve herkes o filmi anlatıyor.”

reklam

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam
reklam